İstanbul Park: Takvime dönüşün arkasındaki işletme meselesi
Formula 1'in İstanbul'a dönüşü artık resmî anlaşmaya dayanıyor. Pistin geçmişi, iyi bir yarış ile sürdürülebilir bir tesis işletmesi arasındaki farkı gösteriyor.

İstanbul Park üzerine konuşurken virajlardan söz etmek kolay; kira sözleşmelerini anlatmak daha zahmetli. Oysa pistin geleceğini anlamak için ikisine de bakmak gerekiyor. İyi bir yarış pisti, kendiliğinden düzenli yarış üreten bir işletmeye dönüşmüyor. Tribünlerin dolacağı hafta sonu kadar, takvimin geri kalanında tesise kimin girebildiği ve bakımın nasıl karşılandığı da önemli.
Bu kez dönüş haberinin dayanağı bir temenni değil. Formula 1, 24 Nisan 2026 tarihli açıklamasında, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yapılan anlaşma uyarınca İstanbul Park'ın 2027–2031 döneminde takvime döneceğini duyurdu. Aynı açıklama TOSFED'i organizasyonların uygulama ortağı olarak tanımlıyor. Ardından TOSFED'in resmî yarış sitesi, yarış hafta sonunu 1–3 Ekim 2027 olarak ilan etti. Dolayısıyla bugün hâlâ yalnızca “dönebilir mi?” sorusunda kalmak, haberin gerisinde durmak olur.
Sportif hafızanın ekonomik karşılığı
Pistin ilk Grand Prix'si 21 Ağustos 2005'te yapıldı; kazanan Kimi Räikkönen'di. Aynı resmî pist rehberi tasarımcıyı Hermann Tilke olarak kaydediyor ve meşhur sekizinci virajı, birden fazla dönüş tepesine sahip hızlı bir sol viraj olarak anlatıyor. Buradaki çekicilik, şehir görüntüsünden önce pistin kendisinde: otomobilin dengesini uzun süre korumasını isteyen bir bölüm, seyirciye sürücünün işini çıplak gözle okuyabileceği bir sahne sunuyor.
İstanbul Park, 2005–2011 arasında yedi, 2020 ve 2021'de iki olmak üzere toplam dokuz Grand Prix'ye ev sahipliği yaptı. Aynı kayda göre Lewis Hamilton burada 2020'de yedinci dünya şampiyonluğunu aldı; son yarışı ise 2021'de Valtteri Bottas kazandı. Bu hafıza, yeniden gelecek bir seyircinin satın aldığı deneyimin parçası. Fakat geçmişteki güçlü yarışlar, gelecekteki organizasyonun bilançosunu tek başına açıklamaz. Sportif itibar, işletmenin kullanabileceği bir değerdir; tahsil edilmiş gelir değildir.
Mülk sahibi ile işletmeciyi ayırmak
İstanbul Park haberlerindeki “yeni sahip” ifadesi dikkatle okunmalı. TOSFED'in geçmişe ilişkin kamuoyu açıklaması, Vakıflar Genel Müdürlüğünü asıl mülk sahibi olarak anıyor; kamu iştiraki Formula İstanbul Yatırım AŞ'nin, yani FİYAŞ'ın tesisi özel bir şirkete kiraladığını belirtiyor. Bu kurumsal zincirde mülkiyet, kira ilişkisi ve pistin günlük işletmesi aynı hukuki iş değil.
Motorsport'un işletme geçmişini aktaran haberine göre, Intercity işletmeyi 2012'deki ihaleyle devraldı; anlaşma 2023'te sona erdi. Sonrasındaki tartışmayı yalnızca yarışın gelmemesiyle açıklamak eksik kalıyor. Tesisin kullanım hakkı üzerindeki belirsizlik, bir organizatörün ileriye dönük taahhüt vermesini de zorlaştıran bir mesele. Bu, söz konusu haberlerden çıkardığımız işletme değerlendirmesi; tarafların mali sonuçlarına ilişkin bir tespit değil.
DHA'nın haberleştirdiği 2 Nisan 2024 ihalesinde, tek katılımcı Can Bilim Eğitim Kurumları AŞ oldu ve 30 yıllık işletme hakkına ilişkin teklifi kabul edildi. Habertürk, 6 Mayıs 2024'te yapım ve kira sözleşmesinin imzalandığını aktardı. Hürriyet'in devam haberinde ise devir tarihi 29 Mayıs 2024, anlaşmanın tahmini bedeli yaklaşık 117 milyon dolar olarak verildi. Bu rakam, o dönemin kira ihalesine ilişkin tahmini bedeldir; bugünkü Formula 1 anlaşmasının ücreti olarak okunamaz.
Bu düzen kalıcı olmadı. T24'ün mahkeme kararına ilişkin haberine göre, ihale iptal edildi. İptal haberini sonraki işletme devri izledi: TOSFED, 16 Haziran 2025'te bakanlıklar arasında imzalanan protokolün ardından tüm işletme sorumluluğunun kendisine verildiğini duyurdu. Bu açıklama mülkiyeti Kültür ve Turizm Bakanlığına atfediyor; federasyonun görevi ise işletme. Dolayısıyla devirden söz ederken özel mülk satışı izlenimi yaratmamak gerekiyor.
Yarış haftası dışında kalan takvim
TOSFED Başkanı'nın Habertürk'e yansıyan açıklamasında, federasyonun pisti 10 yıllığına, sonrasında opsiyon içeren bir düzenlemeyle kiraladığı ve kira ödeyeceği belirtiliyor. Aynı haberde sponsorluk, ticari kiralama ve otomotiv sektörüyle işbirlikleri, işletme maliyetlerini karşılamanın araçları olarak sıralanıyor. Bunlar açıklanan planlar; gerçekleşmiş ciro kalemleri değil.
Ekonomik açıdan bakıldığında asıl sınav da burada. Bir Grand Prix'nin şehirde konaklama, ulaşım ve ağırlama talebi yaratması beklenebilir; ama bu beklentiden ölçülmüş yerel gelir rakamına atlamak doğru olmaz. Pistin kirası, organizasyonun ticari hak bedeli, yenileme harcaması ve ziyaretçinin kentte bıraktığı para farklı hesaplara ait. Bunları aynı toplamın içine koymak, yatırımın neyi karşıladığını anlamayı güçleştirir.
Seyirci deneyimini de bu hesabın dışında bırakmamak gerekir. Biletin sunduğu görüş açısı kadar piste ulaşmak, tribüne yerleşmek ve günün sonunda tesisten ayrılmak da organizasyonun ürünüdür. Ağırlama paketleriyle genel girişin farklı beklentilere cevap vermesi, hizmet standardının bütün alana yayılması ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Kentin restoranlarıyla otelleri için oluşabilecek talebin kalitesi de ziyaretçinin toplam deneyimiyle bağlantılı olacaktır. Bu nedenle dönüşün ekonomik değerini yalnızca ekran görünürlüğü üzerinden okumak dar kalır. İyi yönetilmiş bir hafta sonu, yeniden gelme isteğini besleyebilir; bunun gerçekleşip gerçekleşmediğini ise organizasyon sonrasında ölçmek gerekir. İncelediğimiz kaynaklar kesin kazanç hesabına yetmiyor.
Takvime dönüş, İstanbul Park'a daha uzun vadeli hazırlık yapabilme zemini veriyor. İşletmenin başarısını değerlendirirken yarışın yanı sıra ulusal organizasyonların, antrenmanların ve sürüş etkinliklerinin tesise ne ölçüde yerleştiğine de bakmak gerekecek. Tribündeki seyirci için mesele iyi bir yarış izlemek. Tesis açısından ise mesele, o yarışın ardından kapıların hangi programla açık kalacağı.